|
|
|
|
AYBASTI ‘DA
UNUTULMAYAN SİMALAR
ORDULU ŞAİR FITNAT HANIM
Ordu ve Trabzon, bu hanım şaireyi - Divan Edebiyatı şairi Zübeyde Fıtnat’la karıştırmamakta beraber- paylaşamamaktadır. İki ilin araştırmacıları incelemelerini değerlendirdiğimiz zaman görüyoruz ki ağır basan taraf Ordu oluyor. Çünkü Fıtnat Hanım, Ordu’nun Aybastı ilçesinden ve Canikli Haznedarzade Süleyman Paşa ’nın sülalesinden Abdullah Paşa’ nın kızıdır.
Fıtnat Hanım zekî olduğu kadar son derece güzel ve “Gazel” söylemekte usta idi. Ne yazık ki bu sahada doğuştan var olan kabiliyeti, kıskanç ve kuruntulu eşi yüzünden körelmeye yüz tutmuş; bu sebepten hattatlıkla tatmin olmaya çalışmıştır. Nitekim, kendi eliyle yazdığı Kur’an- ı Kerîm ’i Süleyman Nazif’in de takdirini kazanmıştır. 1831- 1909 tarihleri arasında yaşayan elem dolu şâire, tamamlayamadığını sandığımız divânında “Divân şiiri ” geleneği içinde terkipli dili, mazmunlarıyla aşk ve şarap konularını, klâsik şekiller aydın zümrenin zevkine sunmuştur.[1] FITNAT HANIM ’ DAN GAZEL I Sernigûn etti felek asayişim peynâmesin Çünkü dilşâd eylemez neşveyle ben mestânesin Azm-i nûş- u sohbeti değmez anın hiçbir pula Neylerim zıll- serap âsâ şu mihmanhânesin Vâdi-i âlâm-ı gamda kaldım ey sâki-i dehr Mahrem etti yâr zîra meclise bîgânesin Pertev-i Câm- Cem’in ile fahr eylesin Ba’d-i ezîn yâd etmesin Fıtnat gibi dîvânesin
Günümüz Türkçe’siyle İfadesi: “Felek huzurumu alt üst etti. Onun şarap kadehi benim gibi mest olmuş birinin gönlünü neşesiyle şâd eylemez.” “Onun sohbetine niyet etmek bir pula değmeyecek kadar değersizdir. Neyleyeyim şu misafirhânenin serap gibi gölgesini.” “Ey dünyanın sâkisi! Gam elemlerinin vadisinde kaldım. (Çünkü) Sevgili kendisine yabancı olanları meclise almadı.” “Dârâ,Cem Sultan ’ın kadehinin ışığını ölsün dursun .Bundan böyle Fıtnat gibi bir dîvânesini anmasın. GAZEL II Eylesin tesir-i derdin cânâne Allah aşkına Girmesin gam hâneme bîgâne Allah aşkına Kim bilir dert ehlinin hâlin yine yâri bilir Kıl tarrahhum dîde-i giryâne Allah aşkına Bezm-i cânânım uzak bi sûziş-i hasret ile Gel seninle yanalım pervâne Allah aşkına Bî-harâb-âbâd- ı aşkındır unutma rahm edüp Fıtnat’ı gel eyleme dîvâne Allah aşkına Günümüz Türkçe’siyle İfadesi: “Sevgili, derdine çare bulsun Allah aşkına. Yabancı kimse benim gam hâneme girmesin Allah aşkına.” “Dert ehlinin hâlini yârinden başka kim bilebilir? Şu ağlayan göze Allah aşkına merhamet et.” “Sevgilinin meclisi uzaktır. Gel bu hasret ateşiyle Allah aşkına pervane olup dönelim.” “Aşkından vîrâne olmuş şu Fıtnat’a merhamet et. Allah aşkına onu unutup da dîvâne eyleme.” MUHAMMES Kapladı mir’at-ı kalbim ol kadar jenk-i melâl Bister-i gamda yatıp derdinle oldum bî-mecâl Hasret-i dîdârın ey meh eyledi pek hasta hâl Öyle zâr oldu tenim gelse ecel bulmak muhâl Ben şedîd-i gamzenim bir çâre Allah aşkına
AYBASTILI İZZET 1864- 1927 yılları arasında yaşayan Aybastılı İzzet, Aybastılı Fıtnat’la üvey kardeştir. Mezarı doğduğu yer olan Aybastı’dadır. Arapça, Farsça bilen aruz ve heceyle güzel şiirler yazar. Henüz ele geçmeyen bir Divan’ı bulunduğu sanılan şairin Tıflı’nın yakın arkadaşı olduğu söylenir. ŞİİRLEDİNDEN ÖRNEKLER AYBASTI Zâhirin handan için dolu kan Bir yanardağ gibi çıkmakta duhân Lâl olmuş bülbülün etmiyor efgân Hâre düşmüş gülüstânın Aybastı Şair oğlunu son yolculuğuna şu mısralarla uğurluyor: Eyvâh yavrum! Düştü mü hâke o nazik beden Soldu mu nûr-ı cemâlin, sustu mu gussa-i dehen Bir zaman bâkî hayatta, tûti-i dilbâz iken, Revzâ-i Cennet’te mi pervâz edersin şimdi sen! Yaşadığı hayatın hakkını vermek isteyen şair, koşma tarzındaki bir şiirinde gönlündeki dalgalanmaları şöyle anlatmaktadır: Ben derd-i serime ararken derman Gönül daha beter sevdaya düştü Derûnum hep dolu kan ile hicran Meylim bir kâmet-i bâlâya düştü. AYBASTILI İBRAHİM EFENDİ
“Erzanzâde”
şöhreti ile bilinen Mehmet Efendi’nin oğlu olup 1269 (1853) tarihinde
Aybastı Kazasının Ortaköy mahallesinde doğmuştur. Annesinin adı Şerife’dir.
Köyünde sıbyan mektebini bitirdikten sonra Aybastı’ya bağlı Çonkara
(Eceli) köyündeki medresede ders okutmağa başlamıştır. Molla Câmi’ye çıktıktan sonra İstanbul’a gitmiştir. Fatih’te Bahr-i
Sefîd Ayak Kurşunlu Medresesi’ne dahil
olup Sivaslı İbrahim Efendi’den ders okumağa başlamıştır. Babasının
vefatı üzerine icâzet alamadan memleketine döndü. 1299 (1883) senesinde Aybastı Nahiyesi Niyâbetine tayin oldu. 1325 (1909 ) senesine kadar üç defa bu vazifeden alınmışsa da kısa fasılalarla olan bu ayrılıklar sonunda bu vazifede hayatının devam ettirmiştir. FEYZULLAH HATİPOĞLU: (1865-1962)
Feyzullah Hatipoğlu 7 yıl Kızıltoprak’ta Hacı Halil Efendi’de okumuştur. 16 yılı Tokat
Medresesi, Sultan Abdülhamit döneminde Seyyit Tekkeli Hacı Hasan Efendi’de
tahsilini yapmıştır. Feyzi Efendi olarak bilinmektedir. On iki kez imtihana
alınmış, hepsini başarmıştır. Şakir
Hoca, Boşnakzâde Mustafa Efendi, Emiroğlu Ömer Hoca, Erzenli Hatibi Mahmut
Efendi Feyzullah Hatiboğlu’nun yetiştirdiği talebelerdir. Esenli Hatibi
(Hatip EFENDİ) Cumhuriyet Döneminde İlk öğretmenlerimizden Ali Galip VARICI, Şükrü DEREKÖY, Zehra YAMAN sayılabilir. Yirminci asrın ilk yarılarında ilçemizde medreselerde ve mekteplerde görev yapan ünlü şahsiyetleri şu şekilde sıralayabiliriz: Abidinzâde Ahmet Efendi (Banut Hatibi olarak tanınmaktadır.) Kütoğlu Mahmut Efendi, Çetillili Ali Efendi, Hafız Mehmet Efendi, Ali Osman BEY, ( Bir dönem Bursa valiliği yapmıştır. REFİK GÜLEY1915’te dünyaya geldi. 1936 yılında harp Okulunu bitirdi. 1951 yılında İstanbul Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu Kuleli Askeri Lisesinde öğretmenken istifa etti. 1957 ‘den sonra 20 yıl Ordu milletvekilliği yaptı. 1974 yılında Ecevit Hükümetinde Ulaştırma bakanı idi. Kendini Yaşamak adlı anılarından oluşan bir kitabı vardır. Refik Güley kısa ve örnek yaşamında Aybastı’yı her yerde savunmuş şair ruhlu bir insandır.
Şiirlerinden bir dörtlük:
Elendim geçtim ince elekten , Kâm almadım kahpe felekten. Vefâ ummaktansa itten köpekten Şifâ beklerim mavi melekten.
Remzi EFENDİ (İlçenin kurulmasında emeği geçmiştir. ) Hacıefendioğlu Ahmet Dayı (Fıkralarıyla ünlü)
Rahmetli Ahmet Dayı Mahalle kenarında tarlasında çift sürerken öküzleri boyunduruğu kırarak köy içine doğru dalarlar. Ahmet Dayı çaresiz.” Bu öküzleri durduracak bir ümmeti Müslüman yok mu?” bağırır . O sırada evin önünde güneşlenen hamile bir kadın öküzlerin önüne durur. Öküzler kadını çiğner geçer. Ahmet Dayı üzgün bir şekilde “Senden başka ümmeti Müslüman yok muydu Be kadın? Der. Buna benzer fıkraları çoktur. GÜZEL İLÇEM AYBASTI Esenli’nin merkezinde kurulmuş, Güzel yerdir canım,gözüm Aybastı. Nice şehit kanlarıyla yoğrulmuş, Esrarengiz bir yerdedir Aybastı. Gökyüzünde koşuşuyor bulutlar, Öte yanda Küçükyaka, Kutlular. İnsanları hep neşeli, mutlular, Doğum yerim, vatanımdır Aybastı. Kutlular ’dan Sarıyar ’a geçilir, Sefalık’ta soğuk sular içilir, Güz gelende yaylalardan göçülür, Her tarafın kayda değer Aybastı. Hisarcık’tan Alacalar’a atlanır, İnsanları hep cefaya katlanır, Eylül gelir fındıkları toplanır, Bahçelerin, bağların var Aybastı. Uzundere yaylalara uzanmış, Çayırları papatyayla bezenmiş, Dağlarında ahu, ceylan gezermiş, Dağ ve taşın Cennet gibi Aybastı. Kaynaşır Zafer ile Pelitözü , Bayram gelir herkesin güler yüzü, Kucak açmış bekliyor Toygar Köyü, Derelerin, çayların var Aybastı. Fidekse’den Çakırlı’ya yol olur, Bahçelerde meyveleri bol olur. Muratyeri Allah’ına kul olur, İnsanların kıymetlidir Aybastı. Armutlu’dan Beşdam Köyüne atladım, Tüm yolları ben ikiye katladım, Çok yoruldum nerde ise çatladım, Her derdine katlanırım Aybastı. Koyunculu’dan Çukur’a varılır, Tüm insanlar işlerine sarılır, Bir gün gelir Hak katına varılır, Mazimiz sende saklıdır Aybastı. Kabalı’dan Ortaköy’e inilir, Buralar da ne güzelmiş denilir, Bayram gelir yemekleri yenilir, Örf âdetin ne güzeldir Aybastı. Karamanlı şehrin yanı başında, Bereket var toprağında, taşında. Gözleri yok hiç kimsenin aşında, İnsanların değerlidir Aybastı. İlkbaharda yaylasına gidilir, Kırlarında koyun, kuzu güdülür, İnsanları gayretiyle övülür, Bu övgüler hep senindir Aybastı. Doğusundan Bolaman Çayı akıyor, Gözün açmış sanki bana bakıyor, Çağlayarak gidip yürek yakıyor, Irmağı, deresi güzel Aybastı. Her beldesi yollar ile örülmüş, Tabiattan güzel koku sürülmüş, Var mıdır hiç böyle ilçe görülmüş, Güzelliğin büyülüyor Aybastı. Yola çıkıp gidebilsem bir eğer, Perşembe yaylası dünyalar değer, Festivalini insanlar çok sever, Göletinle ünlüsün sen Aybastı. Yeşil giymiş bahçelerin, bağların Kuşlar öter eteğinde dağların, Senden ayrı düşsem bil ki ağlarım, Hasretin burnumda tüter Aybastı. Yeter ey Salim GENÇ bu meth ü sena, Kimseye yâr olmaz bu dâr ı fenâ, Ömrünün sonuna dek bu can âşina, Dertlerimin dermanısın Aybastı. Salim GENÇ
[1] Sıtkı Can, Ordulu Şair Fıtnat-Hayatı ve Şiirleri,1939,s.8 |